fbpx
FutbolÖzel Yazılar
Trend

Ada’da 19. Hafta

Premier Lig’de 19. Hafta maçları geride kalırken birkaç sürpriz sonuç çıksa da favoriler kazanmayı başardı. Haftanın en önemli maçında ise Manchester United’ın taktiksel tercihi maçı oldukça sıkıcı hale getirdi.

Wolhermapton – West Bromwich Albion / 2-3

Çok geri gitmeye gerek yok, daha sezon başında Wolhermapton’ın savunmada problem yaşayacağını söylemek biraz garip olabilirdi. Ancak bu sezon Wolves’un en güçlü yanının fazlasıyla sallandığını gördük. Matt Doherty’nin ayrılığı takımı önemli ölçüde etkilemiş olsa gerek savunmadaki dağınık görüntü ve sistem değişikliğinin vermiş olduğu uyum sorunu hâlâ devam ediyor. Wolves’un Premier Lig’e çıktığı sezondan bu yana oynadığı 3-5-2 sistemi bu sezon itibariyle yerini 4’lü savunmaya bıraktı. Nuno Espirito Santo’nun bu tercihini farklı açılardan değerlendirmek mümkün. Doherty ve Jimenez’in yokluğunda arkadan bir kişi eksilerek hücumdaki oyuncu sayısını artırmak belirli ölçülerde işe yarasa da savunma problemlerini yarattı. Wolves’un West Bromwich karşısında yediği gollerden ikisi Coady’nin hataları sonrasında geldi. Coady’nin ikinci penaltıdaki hatasını bir kenara bırakırsak yenilen diğer gol de bir nevi duran toptu. Taç atışından gelen topa iki kere vuruş izni verilmesi golle sonuçlandı. Teorik olarak aslında bu da savunma hatasıydı. Wolves’un geçtiğimiz yıllardaki savunma gücünün düşmesi bu sezon özelinde istenilen yerden uzaklaşılmasına sebep oldu. Wolves bugün geldiği noktaya iyi hücum takımı olarak gelmedi. Espirito Santo da maç sonu yaptığı açıklamada sistem değişikliğinin sinyallerini verdi. Wolves’un kalan sezonu kurtarmak için yapması gereken, en iyi yaptığı şeyi yapmak olacak; savunma ve bilinen sistemin dışına çıkmama.

Fulham – Chelsea / 0-1

Scott Parker’ın 4’lü savunmadan 5’li savunmaya dönmesi Fulham adına sezonun en önemli dönüm noktalarından biriydi. Savunmadaki oyuncu sayısını artırmak Fulham’ın ihtiyaç duyduğu savunma direncini oluşturdu ve kazanamasalar da bir direnç noktası oluşmaya başladı. Chelsea maçı da bunun en iyi örneklerinden biriydi. İyi kapandılar ve Chelsea’nin oyunu genişletmesine izin vermediler. Fulham’ın bu maç özelinde istediği her şeyi aldığı bir maça doğru giderken ilk yarının son dakikasında gelen kırmızı kart farklı şeyler izlememize neden oldu. Oyunu ilk yarıda iyi tutan Fulham, ikinci yarıda Chelsea’nin baskıyı artırmasıyla daha çok kontra atak bulabilirdi ancak 10 kişi oynamak bu tercihi rafa kaldırdı. İkinci yarıda da yine Chelsea’ye karşı iyi savunma yapan Fulham, 78. dakikaya kadar dayanabildi ancak eşitliği Mount bozdu. Bu maç özelindeki temel konu, Fulham’ın iyi savunma yapması ya da yapamamasından ziyade Chelsea’nin hücum performansının yetersiz oluşuydu. Reece James’in yerine başlayan Azpilicueta’nın hücumda bir opsiyon olamaması hücumun genişlemesine yardımcı olmadı. Son haftalarda ön taraftaki isimlerin de sık değişmesi Chelsea’nin hücum yapısını etkilediği gibi Lampard’ın sezonun ilk yarısının geride kalmasına rağmen hâlâ 11’ini bulamamış olması Chelsea’deki istikrarsızlığı yarattı. Bu maçtaki olası puan kaybında Lampard’ın koltuğu iyice sallanacaktı ancak Mount’un golü bu tehlikeyi az da olsa dindirdi. Chelsea’nin önündeki dört zorlu maç Lampard’a ilişkin kararların daha da netleşmesine yardımcı olacağı gibi Chelsea’nin şampiyonluk adayı olup olmayacağını da belirlemek için yeterli olacak.

Leicester – Southampton / 2-0

Maç öncesinde topun kimde kalacağı az çok belliyken maç içinde bir noktada Southampton’ın topa fazla sahip olması ilk yarının Southampton açısından kötü geçmesine neden oldu. Topla oynamak isteyen takım Southampton’dı ama bunu sonuca çeviremeyince istediğini alan taraf Leicester oldu. Southampton’ın Liverool maçı hariç son haftalarda devam eden gol sorunu bu maçta da kendisini gösterdi. Sezonun ilk haftalarına nazaran daha az gol ve gol pozisyonu üretilmesi Southampton’ın puan kaybı yaşamasına sebep olurken Ralph Hassenhutl’ın istediği oyunun da biraz defolarını gösterdi. Southampton’ın baskılı ve topa sahip olma oyunu sezonun ilk bölümünde tutmuştu ancak son haftalardaki yaşanan kayıplar topa sahip olmanın yarattığı sorunlardandı. Southampton, Liverpool maçındaki oyun tarzı dışında Fulham, West Ham ve bu maçta topa daha çok sahip olan taraftı fakat yerleşik oyunda pozisyon yaratamama ve rakip savunmayı açamama Southampton’ın son maçlarda puan kaybı yaşamasına neden oldu. Daha üst sıralara tırmanmak için iyi pres oyununun yanına Southampton’ın set oyununu da daha iyi hale getirmesi gerekiyor. Leicester adına ise maçtan önce planlanan her şey muhtemelen tam istenildiği gibi gitti ve ligin zirvesine bir adım yaklaşıldı. Topu rakibe bıraktılar ve geçiş oyunlarını iyi oynadılar. İlk yarının sonlarında gelen gol de Brendan Rodgers’ın planının daha iyi işlemesine imkân sağladı. Leicester geçtiğimiz sezon Boxing Day sonrasında düşüşe geçmiş üst sıralardan uzaklaşmıştı. Bu sene ise tam tersi bir senaryo ile geçilen Boxing Day’de Leicester kendini zirveye yakın bir yer buldu. Belirsizlikle geçen bir sezonda Leicester’ın ilk sıra için aday olduğunu söylemek hayal olabilir ancak ligin mevcut durumunda imkânsız demek çok doğru değil.

Liverpool – Manchester United / 0-0

Haftanın en önemli maçı, isminin vadettiği şeyleri ne yazık ki  göstermedi. United’ın lider olarak Anfield’a gelmesi bu maçtaki oyun tarzını etkilemiş olabilir ancak lider olarak değil de geçtiğimiz sezon olduğu gibi büyük bir puan farkı ile de gelmiş olsaydı bu senaryodan farklı bir şey izlemeyecektik. Maçtan önce kapanan tarafın United olacağı ve Liverpool’un çözüm üretmesi gereken taraf olduğu belliydi ancak Liverpool’un son haftalardaki formsuzluğu ve hücum performansının yetersiz oluşu maçın United’ın istediği şekilde ilerlemesine imkân sağladı. Liverpool’un son haftalarda yaşadığı puan kayıplarını tek bir sorunda ifade etmek gerekirse bunu hücum oyuncularının yaşadığı sorun olarak isimlendirebiliriz. Geçtiğimiz yılların aksine öndeki üçlünün bu sene yaşadığı sorunun, arkalarındaki oyuncuların sık değişmesi ve yoğun maç takviminden kaynaklı bir durum olduğunu söylemek mümkün. Orta saha rotasyonunun sürekli değişmesi ve bu maçta Henderson ve Fabinho’nun stoperde oynaması Liverpool’un orta saha üretkenliğini fazlasıyla baltaladı. Derinde bekleyen ve haftalar ilerledikçe savunma konusunda iyi bir yere gelen United’ı düşük orta saha temposuyla yenebilmek mantıklı bir tercih değildi. Thiago’nun da yanındaki isimlerle birlikte üretim konusunda ve tempo artırımında sıkıntı yaşaması Liverpool’u geri götürdü. Trent Alexander Arnold ve Andrew Robertson’ın da hücumda yeterli seviyeye çıkamaması sadece bu maçta değil oynanan son dört maçta sadece 1 gol atılmasına sebep oldu. Manchester United ise maçtan istediğini alan taraftı. Lider olarak geldiği deplasmanda lider olarak ayrılmak Solskjaer’in en çok isteyeceği şeylerden biriydi ve bunu başardı. Bu maç özelinde oyun planını tamamen Rashford’ın ve diğer hücum oyuncularının arkadaki boşlukları değerlendirmesi üzerine kurulduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Henderson ve Fabinho’nun olduğu stoper hattında bu isimlerin üzerine gitmek elbette doğru bir strateji ancak sonuca çeviremedikçe en iyi oyun planı bile yetersiz kalabiliyor.

United’ın sezonun geri kalan haftalarında sabit bir oyun planı üzerinden gitmek yerine maç maç küçük değişikliklerle ilerlemesi şaşırtıcı olmayacak ve tüm sezon yapılan şeyden sonuç alınmaya devam ettikçe bu artık bir ana plan olacak. Liverpool için ise hücumda yaşanan sorunlara çözüm bulmak sezonun geri kalanı için değil ilerleyen yıllar için de gerekli olacak.

Manchester City – Crystal Palace / 4-0

Crystal Palace maçı, Manchester City adına arka arkaya şampiyon olunan senedeki City’nin oyun planına yaklaşılan maçlardan biri oldu. Derinde savunma yapma ve oyun alanını daraltma konusunda usta takımlardan olan Palace’a karşı harika bir oyunla City, rahat bir galibiyet aldı. Son dönemde kapanan savunmalara karşı çözüm üretmekte zorlanan City bu maçta tam tersi bir şekilde zorlanmadan farka gitti. Bu tarz maçlarda City’nin doğal olarak ön alanda çok oynaması arkada sorun yaratıyordu ancak Ruben Dias’ın sol stopere geçmesi ve savunma liderliğine evrilmesi bu sorunları bu sezon itibariyle neredeyse tamamen kaldırdı. Sezon başında yine kötü başlayan ve sorunlara çözüm bulamayan City ertelenen Everton maçı hariç son 9 maçta City 7 galibiyet alarak şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olduğunu gösterdi. Puan kaybı yaşanan iki maç olan United ve Albion maçları City’nin çözüm bulamadığı son maçlardı. Her iki maçta da rakiplerini açamamış ve puan kaybı gelmişti. O haftadan sonra ise çok daha akıcı bir oyun oynayan ve savunma problemlerini en aza indiren City, yarıştan kopmadığını gösterdi. Eldeki forvet oyuncularının istenilen performansın çok altında oynaması City’nin elini zayıflatsa da De Bruyne ve kanat oyuncularının artan performansı City’nin forvet açığını kapatmak için fazlasıyla yeterli oldu.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu